Gelişmiş Arama
Ziyaret
3957
Güncellenme Tarihi: 2014/09/04
Soru Özeti
Neden İdeolojimizin ve dünya görüşümüzün bazı gerekliliklerini terk etmemiz yanlış karşılanmaktadır?
Soru
Neden inandığımız dünya görüşü ve ideolojinin bazı gereklilik ve iltizamlarını terk etmemiz veya yerine getirmememiz doğru karşılanmamakta ve eleştirilmektedir?
Kısa Cevap

Aslında İdeoloji sözlükte inanç bilimi olarak geçer. Ama inanç ve düşünce sistemi yerine istimal edilmektedir.

Terminolojik olarak ise bazen genel anlamda Teorik ve pratik düşünceler bütünü olarak istimal edilmekte; bazen ise özel anlamda dünya görüşünün karşısında kullanılmaktadır.

İkinci anlamında kullanılacak olursa İdeoloji, insan davranışı hakkında bir dizi uyumlu genel inanç ve anlayış bütünü anlamına gelir. Bunun karşısında  ise dünya görüşü söz konusudur. Dünya görüşü ise cihan, insanlar ve genel olarak varlık hakkında bir dizi tümel ve uyumlu inanç ve anlayış olarak tarif edilebilir.

Her insanın bir dünya görüşüne ve ideolojiye sahip olması gerektiği konusuna değinecek olursak; Kuran’ı Kerim’de bir çok ayeti kerime  bu zarurete vurgu yapmış ve konu ele alınmıştır. Bunun hikmeti ise aklın uhrevi hayat ve ölüm sonrası yaşam hakkında bilgi ve birikim sahibi olmaması hasebiyle genel, kapsayıcı ve bunun yanında sebep sonuç düzlemi içinde teorik temelli bir ideolojiye, düşünce  ve inanç sistemine ihtiyaç duymasıdır.

Dini öğretiler ışığında bazen mektep ve şeriat olarak da adlandırılan bir ideolojiye sahip olmak demek ancak bu mektebin gerekliliklerini eda etmekle gerçek hüviyetine kavuşacaktır. Elbette İslam şeriatında müsellem ve zaruret olarak görülmeyen bazı hüküm ve desturları terk etmek inat üzere değilse inancın aslına zarar vermez ve insanın dinden çıkmasına sebebiyet vermez. Ancak böylesi davranışlar insana saadet ve huzur getirmeyeceği gibi dünyevi ve uhrevi sorunları da beraberinde getirecektir. Bu noktada bizim ifade edebileceğimiz yargı: Eğer insanın kapsamlı bir araştırma ve tefekkür sonucu bir mektebin veya ideolojinin hakkaniyetine kanaat getirmişse ve kabullenmişse doğal olarak beraberinde ortaya çıkan gereklilikleri ve desturları da kabullenmeli ve hayatında uygulamalıdır.  

Ayrıntılı Cevap

 İdeoloji sözlükte inanç bilimi, fikir bilimi olarak geçer. Ama daha çok inanç ve düşünce sistemi yerine istimal edilmektedir.

Bu kelime Latince kökenli olup fikir ve düşünce anlamına gelen  ‘ide’ ve  tanıma ve bilim anlamına gelen ‘loji’ kelimelerinden oluşmuş, birleşik bir kelimedir. İlk başlarda daha çok fikir bilimi olarak istimal edilmekteydi. Bu anlamda görevi, memuriyeti ve hedefi teorik düzlemde insanoğlu zihnini korumak, desteklemek ve her türlü taassuptan kurtarmakt. Aklın hükümetini kabul etmeye hazırlamaktır.

Bu kavram daha sonraları tarihsel süreç içinde daha geniş ve güçlü bir anlam kazanmıştır. Genel anlamda her türlü düşünce sistemi, felsefi akımı ve inanç ekolünde ana hattın ortaya koyulduğu siyasi ve toplumsal arenada temel tutum ve davranışların  belirlendiği yargılar bütününe ‘ideoloji’ denilmiştir. Bu tabir çerçevesinde  bireye ve topluma düşünce tarzı sunan, toplum ve çevresinde yaşanmakta olan olay ve hadiseler karşısındaki tutum ve davranışın belirlendiği öğretiler ideoloji tarifine girmektedir.[1]

Elbette teveccüh edilmesi gerekir, terminolojik olarak bu kelime iki ayrı anlamda kullanılmıştır. Bu anlamlardan ilki ikincisinden daha geniş ve kapsamlı bir küme oluşturmaktadır. İlk anlamı teorik görüşleri de içeren düşünce ve inanç sistemi  bütünü olarak tarif edilebilir. Bir başka tabirle direkt olarak insanın sergilediği eylem ve davranışları nazara almadan bir taraftan dünya görüşünün açıklandığı diğer taraftan pratikte hayata dökülmesi gereken düşünceleri de barındıran öğretiler topluluğu.

Bu kavramın ikinci anlamı ise özellikle eylem ve davranışlarının çerçevesinin belirlendiği düşünce sistemini ortaya koymaktadır. İdeoloji dünya görüşünün karşısında kullanıldığı zaman bu ikinci anlamı kastedilmektedir.[2]

‘Dünya görüşü’ ise  insan, cihan ve genel anlamda varlık alemi hakkında birbiriyle uyum içinde olan inanç ve nazarlar bütünüdür. Bir başka tabirle ‘dünya görüşü’ varlık hakkında sahip olduğumuz kanaattir.  

Şimdi dünya görüşü ile ideoloji arasındaki farka değinecek olursak; Dünya görüşü yalnızca teorik fikir ve düşüncelerden ve kabullerden oluşur. İdeoloji ise insanın ortaya koyması gereken davranış ve eylemlerin çerçevesini ve içeriğini teşkil eden düşünceleri belirler. Bu açıklama çerçevesinde Tanrı inancı dünya görüşünün içine girmektedir. Zira direkt olarak insan davranışı üzerinde bir etkisi bulunmamaktadır. Bu kavram tek başına eylemsel gereklilikleri ve zaruretleri barındırmaz. Elbette bu açıklama ideoloji terimini genel değil de özel anlamı dairesinde kullandığımız taktirde geçerlidir. Genel anlamı göz önünde bulundurulacak olursa inanç ve itikat dairesini kendi içinde barındırır.

Yapılan tarifler ışığında her dinin temel inançları ve usulü öğretilerini o dinin dünya görüşü olarak tanımlayabiliriz. Aynı şekilde o dinin kapsamlı yargı ve ahkam sistemini ise ideoloji olarak adlandırabiliriz. Elbette bu iki kavram dini literatürde usul-ü din ve füru-u din olarak tatbik edilmektedir.[3]

İdeoloji ve Dünya görüşünün gerekliliği

İnsanını diğer canlılardan ayıran temel bir farklılık bulunmaktadır. Bu farklılık sahip olduğu akıl gücüdür. Buna binaen insan hayatı diğer varlıklardan farklı ve özgündür. İnsan hayatı insani değerler üzerine şekillenir. Bu değerler doğru ve hakiki bir ideoloji ve dünya görüşü üzerine inşa edilmelidir.

Kuran’ı Kerim’de, bir kısım ayeti kerimede bu konuyu ela alarak, ideoloji ve dünya görüşünün gerekliliğini nitelikli bir şekilde kanıtlamaktadır. Doğru dünya görüşüne ve ideolojiye sahip olmayan insanları her türlü canlı ve hayvandan daha aşağılık bir varlık olarak tanıtmaktadır.[4] Buna binaen Kuran açısından bir insanın değeri sahip olduğu ideoloji ve dünya görüşüne bağlıdır.

 Aklın uhrevi hayat ve ölüm sonrası yaşam hakkında bilgi ve birikim sahibi olmaması ideolojiye ihtiyaç duymasının bir diğer gerekliliğidir.

İnsanoğlunun asıl yaratılış hedefi olan kemale yetişme gayesinin temin edilmesin için kapsamlı, kapsayıcı, tutarlı, hedeflerin ve sorumlulukların belirli olduğu  kurallar ve normların gerekliliği ideoloji ve ekole olan ihtiyacımızın bir diğer sebebidir.

Beşerin ortaya çıkışından veya en azından toplumsal ve sosyal hayatın söz konusu olması ve medenileşmesiyle birlikte ihtilaflar açığa çıkmıştır. Bu ise insanoğlunun ideolojiye yani Kuran’ın tabiriyle şeriata ihtiyaç duymasına yol açmıştır. Kuran’ı Kerim bu noktada ilk başta insanoğlunun tek bir ümmet olduğunu vurgulamıştır. « کان الناس امة واحدة ...» ”İnsanlar tek bir ümmetti…“[5]

Yaşanan süreçler ve gelişmeler insanoğlunu tekamüle sürüklerken, ideolojiye ve şeriata olan ihtiyacı ise şiddetle artırdı. İşte bu yüzden  insanoğlunun zaruri ihtiyaçlarından birisinin de ideoloji olduğu inkar edile bilinecek türden değildir. Zira ideoloji veya ekol Kuran’ın tabiriyle şeriat, insanın yaratılış hedefi olan kemal, dünyevi ve uhrevi saadet için tutarlı, kapsamlı bir program sunmaktadır.

Eğer insan kapsamlı bir araştırma ve tefekkür sonucu bir mektebin veya ideolojinin hakkaniyetine kanaat getirmişse ve kabullenmişse doğal olarak beraberinde ortaya çıkan gereklilikleri ve desturları da kabullenmeli ve hayatında uygulamalıdır. Şehit Mutahari’nin tabiriyle: “Bir ideolojiye bağlı olmak ancak imana dönüşürse anlam kazanır ve gerçek hüviyetine kavuşur.”[6]

İslam dini öğretileri ışığında ‘iman’ bağlı bulunduğumuz mektebin ve dinin öğretilerine, desturlarına uymak ve riayet etmektir. “İman: dilin ikrarı, kalbin bağlılığı ve amele (eyleme) dökülmesidir.”[7]

İslam dininin öğretilerinde ‘iman’ kavramı nerede kullanılmışsa peşi sıra ‘amel’ kavramı da gelmiştir. İman ve amel arasındaki bağ ve bölünmez bütünlük burada açığa çıkmaktadır. Dini inanç, desturlara amelden ayrı tasavvur edilemez. Bu iki kavram arasındaki yakın ilişki rivayetlerde şu tabirle kendini göstermiştir: “İman amelin bütünüdür.”[8] Yani iman ancak bütün desturlara amel etmek ve hakka teslimiyetle hakiki çehresi gün yüzüne çıkar.  Enfal suresinin 158’inci ayetine teveccüh edecek olursak: “Rabbinin ayetlerinden bazısı geldiği gün, daha önceden iman etmemiş ya da imanıyla bir iyilik kazanmamış kimseye imanı fayda sağlamayacaktır.” Amelsiz imanın fayda sağlamayacağına vurgu yapılmaktadır. Esasen imanın kendini göstereceği sahne amel sahnesidir. İman amelde zahir olur ve yükselir.

Diğer bir tabirle bir mektebe inanmak ve bağlı olmak ancak kurallarına ve öğretilerine amel etmekle anlam kazanır. Bu kurallar ve öğretiler ister ferdin gelişimi ve saadeti için olsun, ister toplumsal düzen, ilerleme ve temeddünün muhakkak olması için ortaya koyulmuş kanun ve etikler olsun fark etmez. Bu beklenti ve öngörü bütün dinlerde ve mekteplerde kabul edilmiş bir meseledir. Doğal olarak iman ve amel arasındaki ilişki ancak desturların muhakkak edilmesiyle sağlanır.

Elbette insanın bağlı bulunduğu mektep ve ideolojinin bazı destur ve kurallarına amel etmemesi hakkında şu yargı yerinde olacaktır: Öncelikle söz konusu destur ve kurallar İslam dininin müsellesatı ve zaruretlerinden olmamalıdır.  Saniyen inat ve inkar esas düzleminde gelişmemelidir. Böylesi bir savsaklama  ve gevşeklik insanın dinden çıkmasına ve mürtet olmasına yol açmasa da insana dünyevi ve uhrevi bir saadet sağlamaz.[9]  Doğal olarak dünyada ve ahrette sorun ve dertleri de  beraberinde getirecektir.

 

 


[1] Ali babai, Gulamrıza, Ferheng ulum siyasi, 1.c, 92-93.s.

[2] Misbah Yezdi, Muhammet Taki, İdeolojiyi Tatbiki, 2.s,

[3] Misbah Yezdi, Muhammet Taki, Amuzeş Akaid, 12.s.

[4] Enfal/22-55, Araf/179.

[5] Bakara/213.

[6] Murtaza Mutahari, Mecmua Asar, 2.c, 57.s.

[7] El-Kafi, 2.c, 27.s: «الایمان هو الاقرار باللسان و عقد فی القلب و عمل بالارکان»

[8] El-Kafi, 2.c, 33.s: «الایمان عمل کله»

[9] Daha fazla inceleme için: Murtaza Mutahari, Mecmua Asar, 2.c, 51-62.s ve Misbah Yezdi, Muhammet Taki, İdeolojiyi Tatbiki, 1-2.c.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Bir malın humusu verildikten sonra ona yeniden humus vacip olur mu?
    5411 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/04/07
    Bilindiği üzere humus, füru-u dinden olup İslam’ın önemli farzlarından biridir ve ibadet sayılmaktadır. Bu yüzden kurbet kastıyla (Allah’ın emrini yerine getirmek niyetiyle) yerine getirilmelidir.Mal ve sermayeye humus geldiğinde bir kere humusları verilirse üzerinden uzun yıllar geçse de ona artık humus gelmez. Ama mal ...
  • Kur’an’da gelen ‘Sadugatihinne ve ‘Ucurehunne’ neyin hakkındadır?
    6206 Tefsir 2012/02/22
    ‘Sadugatihinne’[1] daimi evlilik hakkındadır ve mehir için ‘Sıdak’ denmiştir.[2] Bu kelimenin geçtiği ayet, kadınların kesin haklarının birinden bahsetmekte ve koca, karısı bağışlamadığı sürece[3] karısının mehrini ödemesi ...
  • Hz Ali’nin kendi hilafeti döneminde omzunda kırbaç taşıyarak sokak ve çarşıda hareket ettiği ve suçluları cezalandırdığına dair nakledilen hadis doğru mudur?
    6452 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/04/15
    Hz Ayetullah Uzma Mekarim Şirazi’nin (Allah ömrünü uzatsın) Bürosu: Bu içerikte nakledilen rivayet sadece Hz Ali’nin Küfe’de bulunduğu, çarşıda gezdiği ve halkın tavsiyeleri ciddiye alması için yanında belirtilen kırbacı yanında taşımasıyla ilgilidir. Hz. Ayetullah Uzma Safi Gülpeygani’nin (Allah ömrünü uzatsın) Bürosu:
  • Ehl-i beyt’i neden birkaç kişide sınırlıyorsunuz?
    6841 Eski Kelam İlmi 2008/02/18
    Ehl-i Beyt’in on dört masumlarda sınırlandırılması, beşeri bir sınırlandırma değildir. Tathir ayetinden ve Peygamber (s.a.a.)’den gelen rivayetlerden anlaşılan bir sınırlamadır.Bu iddianın ispatlanması için birçok rivayet delil olarak getirilebilir.1) Kuran-ı Kerim, Peygamber (s.a.a)’e Arapça olarak indirilen ilahi bir kelamdır. Allah’ın ...
  • Eğer taklit mercileri zamanın imamı (a.s) tarafından seçiliyorsa müçtehit ve veliyy-i fakihi tanıtan diğer kaynakların rolü nedir?
    5068 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/08/08
    Dikkatleriniz için teşekkür ederiz. 1393. sorunun yanıtında işaret ettiğimiz gibi İmam belirgin bir şahsı hâkimiyete atamamış, sadece fakihleri genel bir şekilde atamıştır. Bundan dolayı zamanın imamı (a.s) tarafından mercilerin seçilme ve teyit edilmesinden kasıt, özel bir şahsın seçilmesi ve teyit edilmesi değildir. Sadece masum (a.s) ...
  • Niçin İslami düşünceyi açıklamak için her yönlü kamil bir sistematik teoriye ihtiyaç vardır?
    6900 Yeni Kelam İlmi 2007/08/23
    Şimdiye kadar din bilginleri, evrensel ve belli dönemlere ait unsurları içeren İslami öğretiler karşısında tikelci bir yöntem kullanmışlardır. Böyle bir yöntem ve yaklaşım İslami araştırmaların sistematik bir yapıya sahip olmasını önlemiştir. İslami düşünceyi oluşturan öğeler birbirleriyle aralarında bir düzene tabii tutulmadan bir araya toplanmıştır. Bu bir araya ...
  • Dört seçkin kadın ve babalarının ismi nedir?
    19865 تاريخ بزرگان 2010/05/19
    İnsanlık tarihi boyunca tevhid yolunda ve ilahi hedefler uğruna büyük fedakârlıklar gösteren Evliya ve Salihlerin içinde kadınlarda vardır. Onların namı insanlığın karanlık tarihinde parlamaktadır. İslami rivayet ve kaynaklarda büyüklük, fazilet ve yüce makamlarından ötürü en üstün kadınlar ve cennet kadınlarının en üstünleri olarak yad edilen, yücelikle övülen ...
  • Babam şehid olmuştur ve ben o dönemde ergin değildim ve onun ne kadar namaz kazası olduğunu bilmiyorum. Yükümlülüğüm nedir?
    5088 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/01/18
    Büyük taklit mercilerinin görüşüne göre, eğer babanın kazası varsa, onun vefat etmesinden sonra en büyük oğlunun kaza namazlarını yerine getirmesi farzdır. Babanın vefat ettiği zamanda oğlun ergin olup olmaması bir şeyi değiştirmez.[1] Eğer oğul kaza namazlarının sayısını bilmiyorsa, kesin ...
  • Bütün amellerimizi nasıl halis niyetle yerine getirebiliriz?
    10593 Teorik Ahlak 2009/12/20
    İhlâs; yapılan her işte ve kullukta asıl hedefin, başkalarının değil de Allah-u Teâlâ’nın rızasını kazanmak için olmasıdır. Bunun için öncelikle ihlâsa mani olan şeyleri yani; riyakârlığı, dünyaya bağlılığı ve şeytanın vesveselerini ortadan kaldırmak gerekmektedir. Sonra imanı güçlendirme, Allah-u Teâlâ’yı tanıma, ihlâsın değeri ...
  • Mecbur kalınca günah işlemenin hükmü nedir?
    8733 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/03/07
    Dini öğretilere göre şer’i sorumluluklar insanın ihtiyar ve özgür iradesine bağlıdır; yani insan özgür iradesiyle güzel bir ameli yaparsa mükafatı hakkeder. Dolayısıyla şia fıkhında sorumluluğun kaldırıldığı yerlerden biri mecburiyettir. Müslüman biri haram müzik dinlemek gibi özgür iradesiyle yapmayacağı bir ameli mecburiyetten dolayı yaparsa burada ...

En Çok Okunanlar